
AKT V. RUS BAKIŞI. ÇİN
Çin’de sık sık bana sorarlardı: “Çin’i seviyor musun?”
Ben de cevap verirdim: “Fotoğraflarıma bakın ve kendinize sorun — Çin’i benim sevdiğim gibi seviyor musunuz?”
İnsanları araştırıyorum. Farklı hayat durumlarında, koşullarda, şartlarda. Barış zamanlarında ve savaşlar ile felaketler sırasında.
Çin, çoğu insan için — sadece Ruslar için değil — başka ve anlaşılmaz bir uygarlık.
Onu, yüzlerce kitap okumuş olmasına rağmen kendisi için yeni olan çok eski bir kitabı ilk kez açan biri gibi araştırıyorum. Çok dikkatli ve hürmetle eski sayfaları çevirerek.


Laozi’yi hafifçe yeniden ifade ederek söyleyeyim:
Çamurdan bir kâse şekillendiririz. Bunda bir amaç olduğunu, bunun varoluşumuza anlam kattığını sanırız. Ama onu işe yarar kılan tam da içindeki boşluktur.
Fotoğraflarda da böyle. Projenin amacı onlarda değil. İçlerine aldıkları o neredeyse sonsuz kader akışında.
Anlam herkes için farklı olacak. Çünkü her birimiz dünyaya açılan ayrı bir pencereyiz. Ve herkesin onda gördüğü — yalnızca kendisine aittir.
Karelerim — onlara kattığım şey değil. İçlerinde bıraktığım o sessizlik, o uzam. Anlamın kendiliğinden belirdiği boşluk. Ben gerçekliği yaratmıyorum. Onun olmasına izin veriyorum.
Neon ve eski tapınaklar. Elektrikli motosikletin yanındaki kamış kafes. Sokak satıcısı, acele etmeden, molada çay içiyor.
Çin şehirlerine ve köylerine, sokaklarına ve pazarlarına bakıyorum — ve kendi yasalarına göre yaşayan başka bir uygarlık görüyorum. Bin yıllar boyunca yazılan yasalara. Hâlâ birçok kişi tarafından bilinmeyen yasalara.
Bu sonsuz neon ve hız akışında ben o suyu arıyorum. Sessiz, derin, hayat taşıyan. “İşlenmemiş kütük»ü arıyorum — tüm gücün saklı olduğu ilksel sadeliği.
Bu bölümün her karesi — önceki aktlar gibi — birinin hikâyesinin bir parçası. Ayrı bir hayatın bağlamından koparıp bir tablonun tuvaline dokuduğum birinin kaderinin bir parçası. Adı “İnsanlığın Hayatı, 21. Yüzyıl Versiyonu” olan bir tablonun.


Su, taşı gücüyle değil, sürekliliğiyle oyar. Yumuşak, serti yener. Sessiz, gürültülüyü bastırır.
Gerçek özgürlük — soyut fikirlerde değil. Her anı hissedebilme yeteneğinde.
Görmek. Tatmak. Nefes almak. Yaşamak.






































